Bankacılık ve Finans

    Bankacılık ve finans terimleri sözlüğü

    Hafta sonu gerçekleşecek Liderler Zirvesi öncesinde, Avrupa kaynaklı haber akışın yakından takip edildi.

    Yurtiçinde Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında aldığı faiz kararları ile alınan kararların alternatif piyasalara etkileri izlendi.

    İMKB’nin TCMB’nin yüksek satışına karşın döviz piyasasındaki talebin devam etmesinden rahatsızlık duyduğu ve yurtdışı piyasadan olumsuz yönde ayrıştığı ifade ediliyor.

    DOLAR GERİ GELMİYOR
    Piyasanın kapanışı itibariyle serbest piyasada dolar 1.8550 TL, Euro 2.5460 TL seviyelerinde bulunuyor.

    FAİZDE SERT YÜKSELİŞ
    Merkez Bankası’nın bugün gecelik faizlerde borç verme oranını üç puan artırmasının ardından, piyasada da gösterge faiz Temmuz ayından beri ilk kez yüzde 9′u aştı.

    Gösterge faizin bileşik faizi Merkez’in aldığı karar sonrası yüzde 9.19′a kadar yükseldi. Faiz şu anda ise düne göre 4.7′lik artışla yüzde 9.19 seviyesinde bulunuyor.

    Merkez Bankası bugün açıkladığı kararda politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını sabit tutmuş ancak gecelik faizlerde değişikliğe gitmişti.

    Merkez, gecelik borçlanma faiz oranı yüzde 5 düzeyinde sabit tutmuş fakat borç verme faiz oranı yüzde 9’dan yüzde 12,5’e, açık piyasa işlemleri çerçevesinde piyasa yapıcısı bankalara repo işlemleri yoluyla tanınan borçlanma imkanı faiz oranını da yüzde 8’den yüzde 12’ye yükseltmişti.

    Satış ağırlıklı bir seyir izleyen İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB), günü yüzde 3′ün üzerinde kayıpla tamamladı. Faiz yüzde 9′u geçerken, dolar 1.85′in üzerinde…
    Facebook’ta Paylaş
    Güncelleme:20 Ekim 2011 17:38
    Piyasalar yine çakıldı

    İlk seansta hızlı satışlarla gevşeyen Bileşik Endeks, 56800 bölgesinde tutunmaya çalıştı.

    İkinci seansta artan satışlarla en düşük 56342 puanı gören İMKB 100 Endeksi, tepki alımları ile yeniden 56800 civarına yükseldi.

    Ancak bu seviyede gelen satışlarla yeniden gerileyen Ulusal 100 Endeksi, günü 55904 puan ile (yüzde 3.28) 1.894 puan ekside tamamladı.

    İşlem hacmi birinci seansta 902.922.165 TL, ikinci seansta 1.403.363.035 TL olurken, toplam işlem hacmi 2.306.285.200 TL olarak gerçekleşti.

    Avrupa konusunda iyimserlik yaratan haberlerin teyit edilememesi ile global piyasalarda oluşan baskı ve Asya’nın ardından Avrupa’da güne negatif başlangıç beklenmesi İMKB’nin satıcılı açılmasına neden oldu.

    Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Orta Vadeli Programı açıklarken, kullandığı ‘güncelleme’ ifadesine açıklık getirdi. Bakan Şimşek, “Ben orda gerek cep telefonları gerekse otomotiv sektöründeki vergi artışlarından bahsediyordum. Şunu açık bir şekilde söylemek istiyorum. Zammı gizlemek için güncellemek kelimesini kullanmadım.” ifadelerini kullandı.
    Maliye Bakanı Şimşek, Eylül-Ocak 2011 Bütçe Gerçekleştirmeleri Raporu’nu açıkladı. Mehmet Şimşek, “2010 yılı ocak-eylül döneminde 21,3 milyar dolar açık veren bütçe, 2011 yılının ayını döneminde 234 milyon fazla vermiştir. Bütçemiz bu yıl küçükte olsa, bir artış göstermiştir.” dedi. Maliye Bakanı, bütçe rakamlarını açıkladığı basın toplantısında, ÖTV düzenlemeleri için kullandığı ‘güncelleme’ ifadesinin de kamuoyunca yanlış anlaşıldığını kaydetti.
    Sigara ve alkollü ürünlere gelen zamlarla ilgili konuşurken, bunun ‘bir güncelleme’ olduğunu söylediğinin kaydeden Bakan Şimşek, “Bunun zammı gizlemem için söylediğim algısı oluştuysa bu yanlış bir algıdır. Metne bakarsanız ben vergi artışlarından bahsettim. Bu artışların, cari açıkların azaltmaya yönelik olduğunu söyledim. Şu şu kalemlerdeki artışları ben vergi artışı olarak değerlendirdim. Kayıtlara bakarsanız vergi artışlarından bahsediyorum. Sadece sigaradaki, vergi artışının içkilerdeki artışlardan bahsederken ben güncellemeden bahsettim.” diye konuştu.
    Konunun bu çerçevede yansıtılmadığını ifade eden Bakan Şimşek,şöyle devam etti:
    “Sanki, zamları gizlemek için güncelleme kelimesinin kullandığım iddiası ile yazılar yazıldı bu doğru değil. Biz, hakikaten, motorlu taşıtlarda bir güncelleme yaptık. Motor hacmi 1600 cc’ye kadar olan araçlardan bir lira artış olmadı. Türkiye’de satılan, motor hacmi 1600 cc’nin üzerindeki araçların büyük çoğunluğu ithal. Cari açığı azaltmak için bunu ortaya koyduk. Ben o günkü açıklamalarımda da açık ve net bir şekilde bir ÖTV artışı yaptığımızı söyledim. Burada bir güncelleme kelimesinin kullanmadım.”

    Kaç Çeşit Hisse Senedi vardır?

    Farklı özelliklere sahip senet türlerini iki ana grupta toplamak mümkündür: imtiyazlı senetler ve adi (normal) hisse senetleri. Bunlar içerdikleri özelliklere göre sınıflandırmışlardır. İmtiyazlı hisse senedi türü, başta Amerika olmak üzere gelişmiş ülkelerde yaygın olarak kullanılmakla birlikte, ülkemizin mevzuatları bu tür hisse senetlerine izin vermemekte ve şirketlerimiz ve yatırımcılarımız bu tür bir enstrümandan yararlanamamaktadırlar.

    Hisse Senedi Nedir?
    Hisse Senetleri, Anonim ortaklıklar tarafından çıkarılan ve belirli ortaklık sermayesine katılma payını temsil eden, yasa ve sermaye piyasası kural ve şartlarına uygun olarak düzenlenmiş kıymetli evraklardır.

    Hisse Senetleri, şirket sermayesinin belirli bir kısmını temsil eder, sahibine her türlü ortaklık haklarından yararlanma imkanı verir. Bu haklar;

    Şirket karından pay alma hakkı,
    Şirket yönetimine katılma hakkı,
    Oy kullanma hakkı,
    Rüçhan hakkı,
    Tasfiyeden pay alma hakkı,
    Şirket faaliyetleri hakkında bilgi edinme hakkı.

    İmtiyazlı Senet (Preferred Stock) Nedir?
    İmtiyazlı senetler, adi hisse senedi ile tahvil karışımı bir özellik taşıyan bir hisse senedi türüdür. Hisse senedidir, çünkü adi hisse senetlerinin taşıdığı ortaklık hakkı (ör. oy hakkı) yanında adi hisse senetlerden farklı ve öncelikli olarak temettü hakkı vardır. Bu ikinci özelliği de tahvillere benzer. Şöyle ki, imtiyazlı senetler temettüden öncelikli ve sabit bir tutarda yararlanır. İmtiyazlı senetlerin temettü ödemeleri yapıldıktan sonra, ancak arta kalan dağıtılabilir kar üzerinden, adi hisse senetleri için bir temettü ödemesi yapılabilinir.

    Türkiye’deki halihazırdaki mevzuatlar uyarınca imtiyazlı senet olarak adlandırılan tür senetler şirketler tarafından ihraç edilememektedirler. Bu tür bir enstrümandan yararlanamayan türk şirketleri, normal adi senetlerin yanında değişik özellikler taşıyan ve imtiyazlı senetlere kısmen benzetmeye çalıştıkları farklı grup adi senetler oluşturmaya çalışmaktadırlar. İMKB’ye kote birçok şirket bu tür farklı grup senetlere sahip olmalarına rağmen (bu farklı gruplar genellikle halka arz edilmedikleri dolayısı ile İMKB’ye kote olmadıklarından pek tanınmamıştır, örneğin, Anadolu Gıda) en bilinenleri İş Bankası, Adana Çimento ve Kardemir’dir. Örnek olarak Adana Çimento’yu ele alacak olursak, bu şirketin üç farklı grup senedi bulunmaktadır; A, B ve C olarak adlandırılan bu senet sahipleri farklı tutarlarda temettü geliri elde etmektedirler; A grubu senet sahipleri dağıtılacak toplam temettünün %54′ünü hak kazanırlarken, B grubu %36′sını ve C grubu’da %10′unu hak kazanmaktadırlar.

    Adi Senet (Common Stock) Nedir?
    Adi senet türü İMKB’de karşımıza çıkan ve genelde bilinen senet türüdür. Yalın bir tür olmasına rağmen kanunlarımızın verdiği bazı olanaklar sayesinde bu tür senetlerimiz kendi içinde değişik özelliklere sahip gruplara bölünebiliyorlar. Bu şekilde bir gruplandırma, imtiyazlı senetten farklı bir şekilde olmaktadır. Herhangi bir öncelik veya sabit temettü ödeme şeklinden çok, temettü dağıtım oranında farklılık ve/veya oy hakkındaki farklılık şeklinde karşımıza çıkmaktadır.

    Türkiyede nominal değer (par value) olarak değişikler ( 500 TRL, 1.000 TRL, 5.000 TRL en yaygın olarak kullanılanlarıdır) olmasına rağmen, İMKB getirmiş olduğu standartlarda nominal değeri 1.000 TRL olarak kabul ediyor ve farklı olanları bölme/çarpma işlemleri yolula 1.000 TRL’lik nominal değere indirgemektedir. Örneğin 5.000 TRL nominal değere sahip bir senedi bu yolla beş adet 1.000 TRL nominal değere sahip senet olarak kabul edilmektedir.

    Örnek 1: Yatırımcılar tarafından en çok bilinen örnekler İş Bankası ve Adana Çimento örnekleridir. Bilindiği gibi İş Bankası’nda dört değişik grup hisse senedi (Kurucu, A, B ve C) olmakla birlikte Adana Çimento’da üç değişik grup senet (A, B ve C) vardır. Bunların ödenmiş sermayede bir payları vardır ve toplamları da şirketin toplam sermayesini vermektedir. Bu senetlerin farklı oy oranları (her gruptaki senedin 1 oy’dan farklı oy hakkı olabilir) ve/veya dağıtılacak temettüden alacakları pay farklıdır.

    Örnek 2: XXX isimli bir şirketin toplam 500 milyar TRL’lik sermayesi ve üç değişik grup (A, B ve C) hisse senedi olsun. Dönem sonunda 300 milyar TRL kar ettiğini ve tüm miktarı temettü olarak ortaklarına dağıttığını düşünelim. Acaba hisse başına temettü geliri ne kadar olacaktır. ( 1 Hisse = 1.000 TRL’lik sermaye tutarı olduğunu unutmayalım)
    HİSSE GRUBU HİSSE ADEDİ (*1.000) TEMETTÜDEN
    ALDIKLARI NET TEMETTÜ ÖDEMESİ
    (*1.000 TRL) HİSSE BAŞINA TEMETTÜ
    A GRUBU 100.000 % 40 120.000 TRL 1.200 TRL
    B GRUBU 200.000 % 40 120.000 TRL 600 TRL
    C GRUBU 200.000 % 20 60.000 TRL 300 TRL
    TOPLAM 500.000 % 100 300.000 TRL

    Görüldüğü gibi, 300 milyar TRL kar eden ve karının tamamını dağıtan XXX şirketinin haiz olduğu farklı hisse grubu sahipleri farklı miktarlarda temettü geliri elde ediyorlar ve dolayısıyla her grup senetlerin piyasa fiyatları farklı olacaktır.

    Örnek 3: YYY isimli bir şirketin toplam 500 milyar TRL’lik sermayesi ve üç değişik grup (A, B ve C) hisse senedi olsun. Bu değişik grupların değişik oy hakları olduğunu düşünelim. Acaba grupların yönetim de söz hakları ne kadardır.

    NOT:
    ***Grup Hisse Oranı = Gruptaki Hisse Adedi/ Toplam Hisse Adedi
    ***Grup Oy Hakkı = Gruptaki Hisse Adedi * Oy Hakkı
    ***Grup Oy Oranı = Grup Oy Hakkı/ Top. Oy Hakkı
    HİSSE GRUBU HİSSE ADEDİ GRUP HİSSE ORANI OY HAKKI GRUP OY HAKKI GRUP OY ORANI
    A GRUBU 100.000 % 20 10 OY 1.000.000 % 55.50
    B GRUBU 100.000 % 20 5 OY 500.000 % 27.80
    C GRUBU 300.000 % 60 1 OY 300.000 % 16.70
    TOPLAM 500.000 % 100 1.800.000 % 100.00

    Yukarıda da görüldüğü gibi A Grubu senetleri sermayeden %20 pay aldıkları halde, şirket yönetimi seçiminde %55.5 gibi çoğunluğu teşkil eden bir oy hakları var. Bir yatırımcı, yatırım yapmadan önce bu durumu gözönünde bulunduracaktır ve senedi buna göre değerlendirecektir.

    Nominal Değer, Hisse Adedi, Lot Ne Demektir?
    Hisse senedine yatırm yapmayı düşünen bir yatırımcının hisse senetleriyle ilgili terimleri bilmesinde yarar vardır. Burada bu terimlerden üçünü açıklamaya çalışacağız.

    Nominal değer (par value), bir hisse senedi başına sermayeden düşen payı belirtir. İMKB, borsaya kote olmuş tüm senetlerin nominal değerlerini 1.000 TRL olarak kabul etmiştir. Fakat, kote olmayan şirketlerin genelinde de nominal değer 1.000 TRL olarak kullanılmasına rağmen 500 TRL veya 5.000 TRL gibi nominal değerlerde kullanılmaktadır. Sorun, farklı nominal değerlere sahip senetlerin halka açılmasının akibetinde borsaya kote olmalarında çıkmaktadır. Bu durumlarda borsa yönetimi bunları hisse başına 1.000TRL’ye eşitlemektedir. Yani 5.000 TRL nominal değere sahip bir senedi, İMKB, 1.000 TRL’lik beş adet senet olarak görmektedir.

    Nominal değerlerin borsada 1.000 TRL olarak eşitlenmesi bizim borsamıza özgü bir tasarruftur. Başka dünya borsalarında değişik nominal değerlere sahip senetler işlem görebilmektedir. Örneğin New York Borsası’nda 1 USD’lık nominal değere sahip senetler olduğu gibi 5 USD’lık senetlerde işlem görmektedir.

    Şirketlerin sermayelerindeki her 1.000 TRL nominal değerdeki paylar o şirketin birer senedini oluşturmaktadırlar. 1.000 adet hisse senedi bir araya gelerek de birer lotu oluşturmaktadırlar. Böylece 1 Lot senet miktarı, şirketin 1.000.000 TRL’lik sermayesini temsil etmektedir ve İMKB’de işlemlere konu birimi teşkil etmektedir. Lot’un altındaki küsüratlı miktardaki senet miktarları normal seans esnasında alım-satıma konu olabilmekle beraber fiyat kotasyonları verilememektedir.

    Hamiline ve Nama Yazılı Senet nedir?
    Buradaki ayrımın mantığı aynen alacak senetlerinde veya çeklerde olduğu gibidir. Bir hisse senedi de nama veya hamiline yazılı olabilir.

    Nama yazılı olan senetler sahiplerinin isimlerine kaydedilmiş olduğu için, bu türde alım-satım borsa da değil, aynen borsaye kote olmayan şirketlerin senetlerin, ticaret kanunundaki kurallarına göre olmaktadır; eğer bu tür senet sahipleri ellerindeki senetleri borsa aracılığı ile satmak istemeleri durumunda, senetlerini hamiline çevirmeleri ve İMKB’ye kote ettirmeleri gerekmektedir.

    Hamiline yazılı senetlerin üzerinde herhangi bir kimlik yoktur, bu senetlerin sahibi ya bunu ibraz edendir yada takasbank dökümünde kimin üzerine gözüküyorsa onundur. Borsada işlem gören senetlerin hepsi hamiline yazılıdır, fakat bir şirketin hamiline yazılı senetlerin hepsinin borsaya kote olması gerekmez. Hamiline yazılı bir senedin borsada işlem görebilmesi için kayıt altına girmesi gerekmektedir.

    Kurucu Hisse Senedi Nedir?
    Kurucu hisse senetleri, şirket kurucularına yada şirket açısından önem arzeden şahıslara genellikle bedelsiz olarak verilen, oy hakkından yoksun ve sadece temettü hakkı olan bir adi senet türüdür.

    Borsaya Kote Olmak Ne Demektir?
    Borsanın, hisse senetlerinin ticaretinin yapıldığı bir piyasa olduğu belirtilmişti. Her piyasada olduğu gibi, bu piyasanın da kendine özgü kuralları vardır.

    Bizim borsamız, İMKB, diğer borsalarda olduğu gibi hangi şirketlerin senetleri ve ne miktarda (kaç adet) işlem görebileceğinin kayıtlarını tutmaktadır. İlk halka arzlarda, şirket yönetimleri, ne kadar hissenin borsaya kote (kayıt altına) edilmesinin düşünüldüğünü bildirir ve İMKB’den izin ister. İleride oluşabilecek değişimler için İMKB’den izin almadan yani kote ettirilmemiş senetlerin ticareti olanaklı değildir.

    Kısacası, bir senet için kote olmak demek, o senedin İMKB tarafından tanındığını ve alım/satımının yapılmasına izin verildiği anlamına gelmektedir.

    Borsa Nedir?

    Sermaye Borsaları (Security Exchanges), değerli evrakların (menkul kıymetlerin) ticaretinin yapıldığı kurumsal piyasalardır. Bir piyasadır, çünkü menkul kıymetlerin ticaretinin yapıldığı yerlerdir. Kurumsaldır, çünkü kendine özgü kuralları ve standartları varır.

    Borsalar, sadece hisse senetleri için değil, başka tür emtiaların (ticari malların) ve enstrümanların da ticaretinin yapıldığı yerlerdir. Örneğin bono ve tahviller genellikle menkul kıymetler borsalarının içerisinde ticareti yapılageldiği halde, döviz ticareti için döviz borsaları (forex, foreign exchange) veya mal ticareti için emtia borsaları (commodity exchange) vardır. Örneğin, pamuk fiyatlarının belirlendiği ve ticaretinin yapıldığı pamuk borsaları vardır (Türkiye’de de İzmir’de pamuğun vadeli ticaretin yapılacağı bir vadeli işlemler borsası kurulma aşamasındadır).

    Türkiye’de borsanın tarihi Osmanlının son dönemlerine kadar uzanmakla (özellikle bono piyasası) birlikte 1970 ve 1980 lerin ilk yarısında, mekan olarak Sirkeci Vakıf Han’da bir tür tezgah üstü piyasa (OTC; over the counter) şeklinde faaliyette bulunuyordu. (Tezgah üstü piyasalarda, sermaye piyasasına aracılık eden kurumlar, kendi aralarında bir borsanın belirleyici kural ve tüzüklerine uyma zorunluğu duymadan işlem (alım/satım) yaparlar.Bugün en gelişmiş piyasalardan biri olan Amerika Birleşik Devletlerinde bazı küçük işlem hacmine sahip firmalar, borsa haricinde OTC olarak işlem görürler.)

    İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB), konjektürel gelişmeler sonucu, hisse senetlerinin ticaretinin düzenlenmesi ve standartlaştırılması amacıyla 1986 yılında Karaköy-Tophane’de faaliyete geçmiş bulunmaktaydı. Günümüzde, kendi modern binasıyla İstinye’de faaliyetini sürdürmektedir.

    İlk zamanlarda az sayıda şirket, düşük işlem hacmi ve türk ekonomisine endeksli hareket eden İMKB, günümüzde 270′den fazla şirketin hisse senedi, ortalama 200-300 milyon dolarlık işlem hacmi ve dünya ekonomileriyle entegre bir şekilde faaliyetini sürdürmektedir.

    Borsa Nelerden Etkilenir?

    İMKB endeksleri ve işlem gören hisse senetlerinin fiyatları, diğer dünya borsalarında olduğu gibi başlıca üç etmenden etkilenirler; dünya ekonomisinin durumu ve gidişatı, yerel (Türkiye’nin) ekonominin durumu ve gidişatı ve sektör/firmanın durumu ve performansı.

    Global Ekonomi’deki herhangi bir gelişme tüm ülke ekonomilerini az veya çok etkileyeceği gibi, o ülkedeki ilgili veya tüm firmaları da dolaylı veya dolaysız olarak etkiliyecektir.

    Örnek 1: Şirketimizin Petkim’den hammadde olarak herhangi bir petrokimya ürününü aldığını (girdimiz) ve bunun az veya çok nihai ürünümüzde (çıktımız) bir ağırlığının olduğunu düşünelim. Dünya petrokimya piyasalarında oluşabilecek herhangi bir nedenden dolayı bir dalgalanma, Petkimin maliyetini değiştirecektir. Bu değişikliği de Petkim bizim alış fiyatımıza yansıtacaktır. Sonuçta, biz de bunu kendi ürünümüz fiyatına yansıtmak zorunda kalacağız. Dalgalanma fiyatlarda bir artış şeklinde olursa, bizim rekabet gücümüzü azaltıcı ve/veya kar marjımızın daralması şeklinde etkisi olabilir. Bu da bizim ciromuzu ve net karımızı etkiliyebilir.

    Örnek 2: Global etkinin yansıması bir çok şekilde olabilir. Örneğin, şirketimizin Almanya’ya Deutsche Mark (DEM) üzerinden ihracat yaptığını ve ürünümüzün önemli bir hammaddesini Amerika’dan dolar (USD) olarak ithal ettiğini düşünelim. Bu halde, bizim kar marjımız büyük ölçüde dolar/mark paritesine bağlı olacaktır. Uluslararası döviz borsalarında oluşacak pariteler bizi etkiliyecektir ve faaliyetlerimiz esnasında eğer bu paritenin gidişatını doğru tahmin edemezsek veya paritenin dalgalanmalarına karşı önlemimizi alamazsak (ör. hegde ederek, bir finans tekniği), şirketimiz bu durumdan olumsuz olarak etkilenebilecektir.

    Örnek 3: Şirketimizin tekstil alanında faaliyet gösterdiğini düşünelim. Ülke olarak tekstil sektöründe güçlü ve birçok avatajımız olduğunu, gümrük birliği (GB)’nden öncede, GB’den sonrası için çok umutlu olduğumuz için yeni yatırımlara (kapasite arttırımı ve modernizasyon) girişmiş olalım. Fakat, dünya’da bazı sebeplerden dolayı bir kriz (ör. Uzakdoğu veya Rusya krizi) çıktığında, uluslararası pazarımız daralırsa, bu bizim tam kapasitede çalışamayacağımızı ve yeterli ihracat yapamazsak, kullanılmış olan kredilerin geri ödemelerinde zorlanabiliriz; belki de bu, bizim iflas etmemize bile sebep olabilir.

    Ulusal Ekonomi’deki, yani Türkiye ekonomisindeki herhangi bir gelişme, Türkiye’deki şirketleri bulundukları sektöre ve gelişmenin yapısına göre az veya çok etkiliyecektir. Ekonomideki büyüme hızı, işsiz sayısı, enflasyon, faiz oranları, vergi oranlarında olabilecek değişiklikler, olağan üstü halin ilan edilmesi, teşvik politikasındaki değişimler vb. akla ilk gelen örneklerdir. Ulusal ekonominin etkilerini de örnekleme yoluyla açıklamaya çalışalım.

    Örnek 1: Almanya’ya ağırlıklı olarak ihracat yapan ve girdilerimizin çoğunu iç piyasadan yani TRL olarak sağladığımızı düşünelim. Eğer hükümetimiz kurları hızlandırıcı (reel olarak TRL nin değerini düşürücü) yani dolar, mark gibi yabancı para birimlerinin para birimimiz karşısında hızlı artması gibi bir politikayı benimserse, bundan şirketimizin olumlu olarak etkilenmesi büyük bir ihtimaldir. Çünkü girdilerimiz değer kaybeden TRL, buna karşılık çıktılarımız değer kazanan DEM üzerinden olacağından, kar marjımız ve dolayısıyla karımız artacaktır.

    Şirket veya Sektör olarak etkiler de, sektörün veya özel olarak o şirketin ürünlerine talebin azalması şeklinde bir eğilimin olması, sektöre karşı devletin desteğinin olması veya eski desteğinin kalkması, sektörel olarak girdilerin pahalanması, dış pazarlarda rekabetin zorlaşması, sektöre aşırı yatırımın (atıl kapasitenin) yapılmış olması vb. akla ilk gelen örnekler olmakla birlikte, özel de şirket yönetimlerinin yanlış yönetimleri de sayılabilir.

    Örnek 1: Şirketimiz GB öncesi ülkenin önde gelen bir otomotiv üreticisi olabilir. Yabancı bir otomotiv üreticisinden aldığımız know-how’la birlikte fazla rakibimiz olmadığı ve gümrük duvarlarıyla birlikte dış rekabete karşı korunduğumuz için fazla bir yatırıma gereksinim duymadan, pazarın isteği kadar üretim yapıp bunu pazarlıyor olabiliriz. Fakat, yeni hükümetimizin GB’ne girmeye karar verdiğini ve anlaşmanın bir maddesi icabı otomotiv sektöründe ithalatçıların aleyhinde olan fazla vergilerin kaldırıldığını düşünürsek, bu bizim satışlarımızı olumsuz olarak etkiliyecektir ve faaliyetlerimizin sonucu zarar etmemiz ve bir daha karlı duruma geçmemiz zor olabilecektir.

    Zaman’ın haberine göre gecikmenin sebebi yeni yasanın çıkarılamaması. 12 Eylül referandumunda kabul edilen anayasa değişikliği ile bağlayıcılığı olmayan toplu görüşme sisteminden masada alınan kararların bağlayıcı olduğu toplu sözleşme sistemine geçilmişti. Ancak uygulama için yasal düzenleme yapılması gerekiyor. Meclis tatilde olduğu için bu yasanın çıkması mümkün olmadı. Dolayısıyla bu yılki zam pazarlığı, Meclis’in açılma takvimi olan 1 Ekim sonrasına kaldı.

    Memurların uzun yıllardır mücadelesini verdiği toplu sözleşme, 12 Eylül Referandumu ile Anayasa’ya girdi. Memurun toplu sözleşme hakkı Anayasa’ya girmesine rağmen ayrıntılar ve uygulamanın ne şekilde olacağı belirsizliğini koruyor. Masada anlaşma olmaması durumunda başvurulacak mekanizma teşkil edilemedi. Memurun toplu sözleşme hakkını kullanabilmesi için uygulamanın esaslarını ve ayrıntılarını belirleyecek yasa çıkarılması şart. Meclis gündeminin yoğunluğu ve seçim süreci nedeniyle ikincil mevzuat olarak nitelendirilen bu yasa çıkarılamadı. Seçimlerin ardından da Meclis tatile girdi. 1 Ekim’den itibaren çalışmaya başlayacak.

    Sendikalar, toplu sözleşme sistemine geçildiği için eski düzenleme olan toplu görüşme istemiyor. Gerekli yasa çıkmadığı için toplu sözleşme de şu an için yapılamıyor. Kanun Hükmünde Kararname çıkarılarak toplu sözleşmeye imkan tanınması fikrine ise hükümet sıcak bakmıyor. Bu nedenle her yıl 15 Ağustos – 1 Eylül arasında yapılan zam pazarlığının yapılabilmesi mümkün değil. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik ile sendikalar, bu krizi aşabilmek için 4 Ağustos’ta bir araya gelecek. Daha sonra ise 15 Ağustos’ta toplanacaklar. Yapılacak görüşmelerin ardından her yıl 15 Ağustos’ta yapılan zam pazarlığının bu sene 1 Ekim’den sonraya ertelenmesi bekleniyor.

    Toplu sözleşmeye geçilmesiyle zam oranlarında son sözü hükümetin söylemesi dönemi son bulacak. Masada alınan karar bağlayıcı nitelik taşıyacak. Hükümet uygulamak zorunda olacak. Anlaşma olmaması halinde ise Uzlaştırma Kurulu ya da Yüksek Hakem Heyeti ismiyle teşkil edilecek kurul devreye girecek. Kurulun vereceği karar, hem hükümet için hem de çalışanlar için bağlayıcı olacak.

    BAKANLAR KURULU KARARI GİBİ
    Toplu görüşme sisteminden toplu sözleşme sistemine geçilecek olması özellikle sosyal haklarda iyileşme getirecek. Toplu görüşme sisteminde taraflar arasında uzlaşma sağlansa bile hükümet kararları hiç uygulamadığı gibi değişiklik yaparak da uygulayabiliyordu. Ancak toplu sözleşmede masadan alınan kararlar Bakanlar Kurulu kararı niteliğinde. Varılan mutabakat üzerinde hükümet değişiklik yapamayacak. Kararlar aynen uygulamaya girecek. Bütün bu unsurları içeren paketin referandumdan geçmesi, hükümetle masaya oturan memur temsilcilerinin elini önemli ölçüde güçlendirecek.
    (HABERTURK)

    2010′un ikinci çeyrek verilerine göre Çin, Japonya’nın elinden ‘dünyanın en büyük ikinci ekonomisi’ ünvanını almak üzere.
    Açıklanan verilere göre Çin yılın ikinci çeyreğinde 1 trilyon 337 milyar dolarlık Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) rakamıyla Japonya’yı geride bıraktı.
    Japonya ilk çeyrekte 1 trilyon 288 milyar dolarlık GSYİH büyüklüğünde kaldı.

    Buna karşılık yıllık bazda halen Japonya dünyanın en büyük ikinci ekonomisi. Japonya’nın yıllık GSYİH rakamı, 5.07 trilyon dolar, Çin’in ise 4.9 trilyon dolar. Fakat aradaki farkın 170 milyar dolara kadar gerilemesi ve Çin’in hızlı büyümesini sürdürmesi nedeniyle 2010 yılında Çin’in Japonya’yı yıllık bazda geride bırakmasının da şaşırtıcı olmayacağı tahmin ediliyor.

    Öte yandan Çin’in Yuan’ı dalgalı kura teslim etmesi sonrasında Yuan’ın dolar karşısında yaşadığı değer kazançlarının orta ve uzun vadede Çin ekonomisine büyük bir darbe vurabileceği ve hızlı büyümeyi dizginleyebileceği de uzmanlar tarafından dikkat çekilen bir diğer ayrıntı. Yuan’daki değer artışlarının 2010 büyümesine tümüyle etkili etmesi beklenmese de 2011 ve sonrası için Çin’in hızlı büyüme verilerinde bir yavaşlama yaşanma olasılığının altı çiziliyor.
    Halen ABD dünyanın en büyük ekonomisi ünvanını ezici bir GSYİH büyüklüğüyle elinde bulunduruyor.

    Kamil Koç’tan yapılan yazılı açıklamada, firmanın ramazan ayı boyunca uygulayacağı özel bir kampanya ile yolcularına yüzde 50 indirimli otobüs bileti alma imkanını sunduğu belirtildi.

    Uygulanacak kampanyanın, bugünden itibaren 2 Eylül tarihine kadar tüm sefer ve hatlarda geçerli olacağı dile getirilen açıklamada, ”Rahat Hat” olarak adlandırılan VİP araçlarda da geçerli olacak olan kampanya süresince yaklaşık 60 bin biletin yüzde 50 indirimli olarak satılmasının planlandığı kaydedildi.

    AA

    İklimlendirme Soğutma Klima İmalatçıları Derneği (İSKİD), ağustos ayının ilk 10 gününde temmuz ayındaki kadar klima satıldığını bildirdi.

    İSKİD’den yapılan açıklamada, yüksek hava sıcaklıkları ve nem oranının klimaya olan talebi yükselttiği, uzun süren sıcaklar ve yüksek nem oranlarının ağustos ayında klima satışlarını artırdığı kaydedildi.

    2010 yılının ilk 6 ayında 2009 ilk 6 ayına göre daha az satılan split klimalara olan talebin temmuz ayında arttığı ve ilk 6 ayda monte edilen klima sayısının 365 bine ulaştığı belirtilen açıklamada, bayilere sevk edilen klimaların ise 395 bin adet olduğu ifade edildi.

    Açıklamada, ağustos ayında ise talebin daha da arttığı ve ağustosun ilk 10 gününde temmuz ayının tamamı kadar satış gerçekleştiren firmaların mevcut olduğu, mevcut durumun sürmesi halinde ağustos sonunda 2009 yılı toplam satışına erişilmesinin beklendiği bildirildi.

    Sene sonu itibarıyla yıllık artışın yüzde 15 olarak gerçekleşmesinin mümkün olduğuna dikkatin çekildiği açıklamada, 2008 ve öncesinde 1 milyon adedin üzerinde seyreden split klima satışlarının küresel ekonomik durgunluk ve havaların serin geçmesi nedeniyle 2009 yılında büyük oranda düştüğü hatırlatıldı.

    8 MİLYON CİVARINDA SPLİT KLİMA KULLANIMDA
    Türkiye’de halen 8 milyon civarında split klimanın kullanımda olduğuna işaret edilen açıklamada, iç pazarın yüzde 50 ila 60′ının yerli imal ürünlerden oluştuğu, iç pazarda satılan klima sayısının yüzde 90′ına varan sayıda klimanın da ihraç edildiği bildirildi.

    Dünyada tüm iklimlendirme ve soğutma sektörü büyüklüğünün 70 milyar dolar olduğu, Türkiye’nin payının ise yüzde 3′lere vardığı belirtilen açıklamada dünyada Çin, ABD ve Japonya’nın en büyük pazarları oluşturduğu kaydedildi.

    Açıklamada, aşırı sıcakların etkisiyle klima kullanımı ve sanayi tüketimi ile ulaşılan 700 milyon kilovatsaatlik tüketimin Türkiye tarihindeki en büyük enerji kullanım rakamı olduğuna işaret edilerek, klimaların kullandığı enerjinin azaltılabildiği, bunun için öncelikle verimli klimanın kullanılması gerektiği, en verimli ile en verimsiz klima arasında yüzde 40′a varan enerji sarfiyatı farkı olabildiğinin altı çizildi.

    Sadece 2010 yılında satılacak klimaların en verimli (A sınıfı) olması halinde önümüzdeki yıl içinde tasarruf edilecek miktarın 119 megavat olacağına işaret edilen açıklamada, bu değerin toplam kurulu gücü 134 megavat olan Keban Barajına hemen hemen eşit olduğu vurgulandı.

    SICAKLIK, ÇALIŞANLARIN VERİMLİLİĞİNİ YARIYA YARIYA AZALTIYOR
    Birçok ülkede verimli cihazların devlet tarafından teşvik edildiği vurgulanan açıklamaya göre, dikkat edilecek bir diğer husus da klimanın doğru kullanımı.

    Soğutma işlemi sırasında düşürülen her bir derece sıcaklık ayarı, elektrik tüketiminde yaklaşık yüzde 10 oranında artışa sebep oluyor. Klimaların gereksiz düşük sıcaklıklara ayarlanmaması, kullanılmayan mekanların boşuna soğutulmaması, otomatik kontrol ile gereken yerlerin gerektiği kadar serinletilmesi de doğru kullanım kuralları arasında yer alıyor.

    Doğru seçilen ve doğru kullanılan klimalar ile iç sıcaklık ve nem insana uygun değerlere getirilebilirken, havada bulunan kaba partiküllerin yanı sıra toz, polen, küf, kötü koku, mikroskobik parçalar gibi partiküller de temizlenebiliyor.

    Klima kullanımı, özellikle yaşlılara, kalp, tansiyon, şeker ve astım rahatsızlığı olan insanlara tavsiye ediliyor. Klima üfleme yönü ayarlarının yakın mesafeden insan vücuduna doğrudan tesir etmeyecek şekilde yapılması ve yetkili servislere periyodik bakımların yaptırılması da alınması gereken önlemler arasında bulunuyor.

    Açıklamada, yapılan araştırmalarda, 32 derece iç ortam sıcaklığında çalışan bir insanın performansının klimatize bir ortama göre yüzde 50 kadar azaldığı belirlendiğine işaret edildi.

    EN YÜKSEK SATIŞ, 9-10 AĞUSTOS’TA
    Bu arada Hepsiburada.com’dan alınan bilgiye göre, bu yıl soğutma ürünleri satışında 2009 yılı Ocak-Ağustos dönemine göre yüzde 50 civarında artış görüldü.

    Marmara Bölgesinde İstanbul, Bursa, Çanakkale, Kocaeli, Ege ve Akdeniz Bölgesinde İzmir, Antalya, Muğla, Aydın, İç Anadolu Bölgesinde Ankara, Eskişehir, Konya ve Karadeniz Bölgesinde Zonguldak, Samsun, Trabzon, Rize ile Sinop’un en fazla satış yapılan iller olurken, Karadeniz yazların ılık geçtiği bir bölge olmasına rağmen 2010 yılında Zonguldak, Samsun, Trabzon, Rize ve Sinop gibi illerde Ağustos ayında klima ve vantilatör siparişinde artış gözlendi.

    Ürünlere bakıldığında, hava perdesi siparişlerinde yüzde 38,18, vantilatörlerde yüzde 53,54, klimalarda yüzde 31,89, nem ve ısı ölçerler ile portatif soğutucularda yüzde 100 oranında artış gözlenirken, 2010 yılında en yüksek satış adet olarak 9 ve 10 Ağustos’ta gerçekleşti.

    EN FAZLA KLİMA VE VANTİLATÖR KELİMELERİ ARANDI
    Sahibinden.com’dan alınan bilgiye göre de, klima, vantilator gibi soğutucu ürünlerin de yer aldığı ısıtma ve soğutma kategorisindeki ilan gösterimlerinde özellikle 24 Temmuz’dan itibaren büyük artış görüldü.

    25-31 Temmuz haftasında bir önceki haftaya göre ilan gösterimleri yüzde 85, 1–7 Ağustos haftası ise bir önceki haftaya göre ilan gösterimleri yüzde 100 artış gösterdi.

    Sitede ısıtma ve soğutma ile ilgili yapılan aramalarda, Temmuz ayından itibaren önemli ölçüde artış yaşandı. 1–7 Ağustos haftası bir önceki haftaya göre ilan gösterimleri yüzde 75 arttı. Klima, ardından vantilatör en fazla aranan kelime oldu.

    AA

    “Petrol Ofisi 2004 için gönderilen vergi cezasında tarhiyat sonrası uzlaşma sağladı.
    Petrol Ofisi Boğaziçi Kurumlar Vergi Dairesi tarafından 2004 yılı için gönderilen 6.4
    milyon TL vergi aslı ve 13.9 milyon TL vergi cezası içeren ihbarnameler ilgili olarak
    Gelir İdaresi Başkanlığı ile tarhiyat sonrası uzlaşma sağlandığını açıkladı. Şirketten
    yapılan açıklamada, uzlaşma sonucuna göre 3.5 milyon TL vergi aslı, 5.9 milyon TL gecikme
    faizi ile birlikte bir ay içerisinde ödeneceği belirtildi. Gelişmenin şirket açısından kısmen
    olumlu olduğunu düşünüyoruz. [PTOFS.IS Mevcut Fiyat: 6.45 TL, Hedef Fiyat: 7.00 TL,
    Endekse Paralel Getiri]”

    Kaynak: HSCB

    İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB), Ulusal 100 Endeksi, tarihi rekorları aşarken, piyasada işlem gören hisse senetlerinin bazıları da yatırımcısını 3 haneli artış oranlarıyla sevindirdi.

    AA muhabirinin İMKB verilerinden derlediği bilgilere göre, 2009 aralık sonu ile 5 Nisan 2010 tarihleri arasında Borsa’da işlem gören 19 hisse senedinin getirisi yüzde 100′den fazla oldu.

    Bu tarihler arasında yüzde 683,65′lik değer artışı ile Vakıf Girişim en fazla kazandıran hisse senetleri arasında ilk sırada yer alırken, bu hisseyi yüzde 671,51′lik değer artışıyla Afyon Çimento ve yüzde 220′lik değer artışıyla Petrokent Turizm izledi.

    İMKB’de, işlem gören 333 hisse senedinden 283′ü aynı dönemde değer kazanırken, 48 hisse değer kaybetti, iki hissede ise bir değişim olmadı.

    En çok değer kaybettiren hisseler arasında yüzde 63,83′lü değer kaybıyla Sönmez Flament birinci sırada gelirken, onu yüzde 43,62′lik değer kaybıyla İttifak Holding ve yüzde 26,75′lik değer kaybıyla Sönmez Pamuklu izledi.

    2009 yılının Aralık ayı sonunda 52.825,02 olan endeks, 5 Nisan 2010 itibariyle yüzde 11.02 artarak 58.644,98 puan seviyesine yükseldi.

    Bedelli bedelsiz sermaye artırımları ve temettü verimleri de hesaba katılarak, Aralık 2009 ile 5 Nisan 2010 tarihleri arasında en çok değer kazandıran 20 hisse senedi şöyle sıralandı: